• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
BİRHARF.BİZ
Üyelik Girişi
YAZARLAR
EDİTÖRDEN
GÜFTELER-BESTELER
BİR ÜSKÜDAR MASALI
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam23
Toplam Ziyaret113754
FATMA ÜÇLER TOPÇU ve ÜSKÜDAR GÖLGESİNDEKİ ÖYKÜLER

FATMA ÜÇLER TOPÇU
ve
ÜSKÜDAR GÖLGESİNDEKİ ÖYKÜLER


      Türk edebiyatında, tarihi, önemi, konumu itibariyle oldukça geniş yer tutan Üsküdar’ı bu kez, kendisine ad olarak kullanan üç öyküde görmekteyiz. Bu öykülerin kiminde belirgin olarak yer tutan Üsküdar kiminde sembolik, kiminde ise tarihiyle birlikte karşımıza çıkar.  Bu bildiride Üsküdar’ı eserlerine mekân seçen üç yazarın, öykülerdeki Üsküdar’ını, mekânı kullanışını inceleyeceğiz. Önce eserlerin konusu, yazarı hakkında kısa bilgiler verip sonra içerikte Üsküdar’a ilişkin bilgileri derleyeceğiz. Eserleri yayımlanış sırasına göre yeniden eskiye doğru inceleyeceğiz.  Söz konusu eserler: Bir Üsküdar Masalı (2004), Üsküdar’a Gidelim (2003) ve Üsküdar’daki Ev (1989)’dir. Bu öykülerde Üsküdar’ın tarihini, mimarîsini, tabiatını, sosyal hâlini, efsanelerini, hatta Üsküdar’a yazılmış mısraları bulmaktayız.  Edebiyatın hakikate yaklaşımı bu üç eserde mevcuttur. Belirtik ve örtük hakikat olarak kavramları da vardır.  Bunlardan Üsküdar’daki Ev’de belirtik hakikat içeren sözlere; “Ev”in Üsküdar’ın bozulduğuna dair yaptığı göndermeleri örnek olarak gösterebiliriz. Örtük hakikatler ise eserler bolca mevcuttur (Moran, 2004: 278-281).

         Eserlerdeki mekân kullanımında yazarların tasvirleriyle gerçek mekân karşılaştırması yapıldığında bu açıkça görülecektir. Özellikle ayrıntılı olarak yer isimlerinde coğrafi mekânların gerçek olduğu görülmektedir. Hatta Yakacık gibi isimleri ve tasvirleri kullanılan bölgelerin anlatıldığı zamanlarda yani 1800’lü yıllarda köşk, mesire yerleri olduğu belirtilmektedir (Kahraman, 2003: 81-83, 300-304). Bu genel bilgilerden sonra eserlere geçebiliriz.

 

  1. 1.                      Bir Üsküdar Masalı

         Bu öykü, yazar tarafından bildirildiğine göre, gerçek bir olaya dayanmaktadır. Öykünün başkişisi anısını yazarla paylaşmış ve yazar da anıyı öyküleştirmiştir (Ersen, 2011:5).

         Öykünün yazarı Nur Ersen 1955 yılında doğmuştur. Eserleriyle çeşitli ödüllere layık görülmüştür. Genellikle kısa öykü tarzında eserler vermiştir. (Ersen, 2011: 5-6).

         Eserin konusu, on-on bir yaşlarındaki Hakan’ın bir doğu şehrinden ailesiyle Üsküdar’a taşınması, burada aşkı tatması ve aşkla birlikte İstanbul’a, Üsküdar’a da sevdalanmasıdır.  Eser geriye dönüşlerle anlatılır. Anlatma zamanı Hakan’ın otuzlu yaşlarıdır. Çocukluğunu, ilk aşkını anlatan Hakan eser sonunda âşık olduğu kızı, kucağında çocuğuyla görünce derin bir hayal kırıklığı yaşar. Öykü Hakan’ın dilinden anlatıldığı için onun mekâna bakış açısı, hayatındaki değişimlerle doğru orantılıdır.

         Üsküdar önce, Hakan’ın anne- babası tarafından övülmüş, daha sonra Hakan’ın bakış açısıyla yerilmiş ve ardından tekrar övülmüştür. Bunların nasıl olduğunu aşağıdaki sıra ile inceleyeceğiz.

         İlk bölümde Hakan’ın İstanbul’a gitmemek için çırpınışlarını görürüz. Zira o Kars’taki okulunu arkadaşlarını seviyor ve yeni bir yere alışamamaktan korkuyordur. Ancak babasının tayini nedeniyle, gitmek bir zorunluluktur. Annesi çocukluğunda vakit geçirdiği Üsküdar’ı oğluna över. Hayatlarının daha güzel olacağını ifade eder. Baba ise Üsküdar’da tuttuğu evi şöyle tarif eder: “Bahçe içinde iki katlı deniz manzaralı şirin mi şirin bir ev. Özellikle gece manzarası çok güzel. İstanbul ayaklarının altında. Bütün Avrupa Yakasını pencereden izleyebilirsin. Biraz tamire ihtiyacı var o kadar.” (age. 20). Ev esasen babanın tarif ettiği kadar olumlu görüntü çizmez. Zira anne ile Hakan evi gördüklerinde hayal kırıklığı yaşarlar. Ev Bulgurlu Mescit Sokağı’nın arkasında, Kuşoğlu Yokuşu’ndadır. Valizleri taşıyan taksi şoförü bile yokuşu çıkamayacağını ifade eder. Hakan’ın mekânı tasviri ise şöyledir: “Tek tük eski beton binaların yanında, bir kısmı yıkık dökük olan ahşap evler çoğunluktaydı. (…) Yokuşu kesen paralel yolun sol alt tarafında birçok ev varken sağ tarafında yapılaşma olmamıştı. Bu yolun çok ilerisinde bir- iki ev görebilmiştim. Karşı tarafında ise küçük tepeleri andıran boş arsalar vardı. (…) Yokuş, sayamayacağım kadar çok merdiven basamakları ile yukarıya doğru devam edip gidiyordu. (…) Babam kırık dökük bir tahta kapının ipini çekti ve; ‘Evimize geldiiik.’ dedi. Tahta kapının önünde merdiven niyetine konmuş kocaman bir taşa basıp bahçemize girdik. Üzerimizdeki yol yorgunluğuyla gördüğümüz manzaranın verdiği sıkıntı birbirine karışmıştı. Kupkuru bir bahçe, bahçenin bir köşesine yığılmış irice taş parçaları, kurumuş ot yığınları, merdiven altındaki kenarları kırık palı varilin içindeki topraklar bana sanki İstanbul’da Üsküdar’da değil de başka bir yerde olduğumu düşündürüyordu; çünkü annem bana Üsküdar’ın çok güzel bir yer olduğunu anlatmıştı. (…) Yarım metre yüksekliğinde, briketleri yer yer kırılmış olan bahçe duvarı (…) Kafamı kaldırdığımda dış cephesi rengi neredeyse koyu kahverengiyle siyaha çalan eski, aralıklı, kırık tahtalarla örülü bir evle karşılaştım. (…) Elimizde valizlerle korkuluğu olmayan beton merdivenlerden, dikkatlice, yirmi basamak kadar çıktık. (…) Aşağıdayken hiç fark edilmeyen deniz, merdiven başından alabildiğine engin görünüyordu. Üzerinde salınan o irili ufaklı vapurlar, birer oyuncağı andırıyordu. Manzara harikaydı. Çevremizdeki diğer evlerin çatılarının aralarından yükselen ağaçlar, bahçelerin içindeki sarmaşıklar, gülleri renk renk çiçekleri bir kartpostal manzarası görünümü veriyordu etrafa. (…) Sonra eve dönüp baktım. Dış cephesi de bahçesi gibi berbat görünüyordu. (…) Evimizin tahta kapısını açar açmaz yüzümüze sıcak ve nemli bir hava hücum etti. İçerisi o kadar kötü kokuyordu ki günlerce kapalı kalan bu evdeki ağır havayı birden soluyunca genzimiz yandı. ” (age. 21, 32-36). Anne evin durumunu gördükçe babaya kızmaktadır. Baba ise kiraların yüksek olmasını bahane eder ve evi geçici tuttuğunu; hatta evin aslında elli yıllık kıymetli, tarihî bir ev olduğunu söyler. Hakan’ın evin içini tasvirine bakarsak gene pek iç açıcı olduğunu söyleyemeyiz: “ Antrenin bitimindeki basamaktan çıkarak uzun ve geniş bir bölmeye geçtik. Sağ tarafta bir lavabo, eski bir çeşme ve küçük bir tezgâh vardı. (…) Antre, banyo, tuvalet ve diğer odaların kapıları bu mutfak görünümlü yere açılıyordu. Tekrar sağa dönerek evin bir salonu andıran ikinci bölmesine girdik. Buraya iki oda açılıyordu. İlk odanın kapısı yoktu. Tabanına döşenmiş tahtalar aralıklı ve kırıktı. Attığımız her adımda ev sanki deprem oluyormuş gibi sarsılıyor, aşağıya doğru (v) şeklinde çökmüş tavan tahtalarının arasındaki harçlar başımıza tane tane dökülüyordu. Ayağımız aralıklardan içeriye girecek diye yürümeye korkarken tavandan gelen tozlara karşı korunmak için daha dikkatli adım atıyorduk.” (age. 35-36). Ev tamir edilip yenilense de Hakan mahalleyi ve evi bir türlü sevemez. Annesine, Üsküdar’ı övdüğü için kızar, ama annesi de çocukluğunda Üsküdar’ın merkezi yerlerini gördüğünü, bu yaşadıkları yeri bilmediğini söyler. Ana cadde ve çarşıların bulunduğu sokakların düzenli ve güzel olduğunu gören Hakan da annesine hak verir. Hakan, İstanbul’u, Üsküdar’ı tanıdıkça sever. Eserde de bunun adım adım gerçekleştiğini görürüz.

         Başkişinin hangi mekânları neden sevdiğini, oraları nasıl hatırladığını sırasıyla inceleyelim:

         1- Doğancılar Parkı: Burası Hakan’ın Üsküdar’da gittiği ilk parktır.  “çok geniş bir alana sahip olan parkta ulu ağaçlar, dört bir etrafında beton yürüyüş yolu ve ortasında küçücük bir havuzu vardı.” Hakan, nilüfer çiçeklerini ilk defa burada görür ve bu çiçekler ona hep bu parkı hatırlatır. Havuzda yüzen kaplumbağalar da çocuğun ilgisini çeker. Yazar burasının, Hezarfen Ahmet Çelebi’nin Galata Kulesi’nden uçuş denemesinden sonra indiği yerin bu park olduğu bilgini de verir (age. 42). 

         2 - Kuşoğlu Yokuşu: Eski adı Kurtoğlu yokuşu olan (Ceylan, 2001: 473) bu yokuşun ortasında Hakanlar oturmaktadır. Hakan evin temizlenmesi, güzelleşmesinden sonra çevreyi sevse de dik merdivenleri yüzünden bu yokuşu bir türlü sevemez. Ancak bu yokuşu Neriman’la inip çıkmaya başladıktan sonra sever. Neriman yokuş sonundaki Toygar Mahallesinde oturmaktadır (Ersen, 2011: 45-46,52).  Ş. Sağlık’a göre: Mekânlar kişilerin mutluluk-mutsuzluk nedeni olabilir. Mekân tasvirleri ülkeyi, bölgeyi tanıtıp sevdirme işini de yapabilir. Tasvir edilen yer biliniyorsa, okurun eser karşısındaki tutumu değişebilir, burada tasvirin gerçekliği önemsenir, bu yüzden başarılı ya da başarısız sayılabilir (Sağlık, 2002: 147,157). Bu yüzden biz de eserlerde bahsedilen yerleri fotoğrafladık ve Kuşoğlu Yokuşu, kanımızca, bir çocuğun sevmeyi kaldıramayacağı kadar ağır bir yüktür.


         3- Kız Kulesi:
Hakan sonbaharda Kız Kulesine sevdalanmıştır. Taş duvarların ardındaki gizeme kapılır ve onu seyrederken Neriman’a duyduğu aşkı tüm kalbiyle hisseder. Kız Kulesi’yle dertleşir. Aşkı ve kuleyle ilgili hayaller kurar. Yazar Kız Kulesi’yle ilgili gerçekçi ve efsanevi bilgilere de yer verir. Hatta bununla da kalmaz Yahya Kemal’in “İstanbul’un Fethini Gören [Üsküdar]” şiirinden alıntı yapar. Üsküdar’ın eski ismi olan ‘Hrisopolis’in anlamından bahseder (Ersen, 2011: 67,70). Öyküye ait Kız Kulesi imajı ise eserle bütünleşiktir. Kız Kulesi Hakan’ın Neriman’ı kaybedişini rüyasında ona haber vermiştir. Neriman kuleye hapsedilmiş bir elinde meyve sepeti, diğerinde Hakan’ın yarasını sardığı mendiliyle Hakan’dan medet ummaktadır (age. 77,79). Hakan aşkını kaybettikten sonra, kendini Kız Kulesiyle özdeşleştirir, bunu da “İkimiz de içimizdeki prensesi kaybetmiştik.” cümleleriyle ifade eder (age. 86).


         4- Şemsi Paşa Camii:
Hakan babasıyla balığa giderken bu camiin önünden geçer ve avludaki aç kedilere ekmek verir. Yazar yine bu bölümde de mekân hakkında ek bilgi vermiştir. Mimar Sinan’ın burayı bin bir emekle yaptığını gören kuşları, saygıdan ötürü camiye konmayıp camiyi kirletmediğini bu yüzden camiye “Kuşkonmaz Camii” denildiğini de ifade eder (age. 65-66). 

         5- Mimar Sinan Çarşısı: Üsküdar’ın tarihî çarşısı olan bu mekânı Hakan ve ailesi ihtiyaçlarını karşılamak için kullanırlar. Ahmediye PTT’si, Hakanların evine en yakın PTT şubesidir. Hakan Kars’taki arkadaşları ile mektuplaşmak bu şubeye gidip gelir. Halil Rüştü İlkokulu: Hakan’ın gittiği okuldur. Burada hayatının aşkı Neriman’la tanışır (age.42-44).

         Eminönü, Kadıköy Meydanı, Haydar Paşa gar binası, Dolmabahçe Sarayı, Boğaz Köprüsü, Galata Kulesi, Mısır Çarşısı, Çiçek Pazarı, Kapalı Çarşı, Kadıköy İskelesi, Arkeoloji Müzesi, avlusundaki güvercinleri beslediği Yeni Camii gibi yerler de Hakan’ın merakla ve hayranlıkla gezip, İstanbul’u sevmesine vesile olan mekânlardır. Ancak yazar bu yerlerle ilgili ayrıntılı bilgi verme gereği duymaz. (age. 55-59,61). 

         Üsküdar bu eserde sadece belirli mekânlarıyla değil mevsimleri ile de ele alınmıştır. Yazar özellikle sonbahar ve kış mevsimi üzerinde durur. Hakan Üsküdar’da sonbaharın güzelliğine hayran kalır. Ilık rüzgâr, kuru ve sararmış yapraklar, yağmurla birlikte toprak kokusu onu İstanbul’a sevdalı kılmıştır. Üsküdar’da kışı da seven Hakan buz tabakalarının Kuşoğlu Yokuşu’ndan iniş çıkışı imkânsız hâle getirdiğini anlatır. Bit Pazarına inen yokuştan çocukların kayarak eğlenmesi, bahçede Neriman’la kar oynaması bu mevsime ait izlenimlerden bazılarıdır (age. 65,70-71).

         Eserde komşuluk ilişkilerinin sağlam olduğunu görmekteyiz. Hatta evi eski diye beğenmeyen Hakan’ın annesi, iyi komşuları sayesinde yeni bir eve taşınma fikrini erteler (age. 80).

         Son olarak eserde üzerinde durulan nokta, yeni yapılaşmanın eski ev ve sokakları bozduğu, elektrik kaçağı yüzünden büyük yangınlara sebep olduğudur. Ayrıca eski doku bozularak, yerine yeni ve uyumsuz binalar yapılmaktadır. Keza Hakan’ların evi de buna kurban gitmiştir, evin yerini beş katlı bir apartman almıştır (age. 80-83). Hakan çocukluk anılarının mekândan silindiğine şahit olmuştur. Tarih boyu, nice yangının ahşap binalı İstanbul mahallelerini yok ettiği de bilinen bir gerçektir (Şafak, 2010: 211-212).

         Cemil Kavukçu “Öykülere Taşınan Çocukluk” adlı yazısında, düş kırıklıkları, ulaşılamayan hedefler, izleri silinememiş aşklar, tüm hayal kırıklıkları ile çocukluk bir öykü kaynağı olarak gösterilmiştir ki, Nur Ersen de öyküsünde bunu başarıyla kullanmıştır (Kavukçu, 2000: 236-237).

2 KASIM 2012
FATMA ÜÇLER TOPÇU
KOCAELİ ÜNİV. ÖĞRETİM ELEMANI FATMA ÜÇLER TOPÇU.

  
71 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
ÇOCUK EDEBİYATI
ÇOCUK ve MASAL
ÇOCUK ve ŞİİR
KİTAP TANITIM
BALA KİTAP TOPLULUĞU