• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
BİRHARF.BİZ
Üyelik Girişi
İLESAM
BALA KİTAP TOPLULUĞU
GÜFTELER-BESTELER
GEZGİN
VİDEOLAR
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam2
Toplam Ziyaret47412
CEMRE UMUTTUR / ERGÜN VEREN

       

   CEMRE UMUTTUR

         Çiğdemler açarken Gücük’ün sonunda ve Mart’ın başında cemreler düşer havaya, suya ve toprağa; umutlar yeşerir Anadolu’nun toprağında, taşında...

         Cahit Sıtkı Tarancı “İlk Cemre” şiirinde anlatır ya:

         “Kar eriyivermiş, buz kırılmış;

         Kuşlar gibi azâdolmuş sular,

         Toprağa düşer düşmez ilk cemre.

         Arzın bağrında bin yol açılmış,

         Aktıkça akmış, şâdolmuş sular,

         Dağ başlarından tâ denizlere.”

         Kasım 105 ilk umut günlerindendir Anadolu köylüsüne. Kuzey Arap göçebeleri “sakatel cemretül ulâ” der ve çadırdaki ilk ateşi söndürürlermiş bu gün. Gökteki delikanlının dünyayı merak edip havaya düştüğü günmüş bu gün. Fıtnat Hanım'ın “Birisi oldı hevâya münkalib...” dediği gün. Düşerken yağış olursa o yıl yağışlı ve bereketli olacağına inanılan; acar muhabirlere “Haydi! Fotoğrafını çek, getir” denildiği, sonra da kahkahalarla gülündüğü gün. Kasım 105, Miladî 20 Şubat cemrenin havaya, Anadolu insanının yüreğine umudun düştüğü gündür.

         “Üç biraderler

         Kevâkib-zâdeler

         Biri havada gezer

         Biri deryada yüzer

         Biri hâk-i pâye yüz sürer...”

dizeleriyle anlatılan cemre, “kor halindeki ateş” karşılığındadır. Halk takviminde baharın müjdecisi olarak bilinen sıcaklığın artması olayına “Cemre” denir. Cemre, birer hafta arayla havaya, suya ve toprağa düştüğüne inanılan bir ısıtıcı güçtür, sıcaklık yükselmesidir. Cemrelerin üç tane olduğuna ve birinci cemre’nin havaya (20 Şubat/Kasım günlerinin 105. günü), ikinci cemre’nin suya (27 Şubat/Kasım günlerinin 112. günü) ve üçüncü cemre’nin de (5–6 Mart/Kasım günlerinin 119. günü -artık yıllarda 5 Mart-) toprağa düştüğüne inanılır. Buna göre önce havanın, sonra suyun ve sonra da yerin ısındığı kabul edilir. Her cemrenin düşüşüyle hava sıcaklığı artar, cemrelerin arasında ise sıcaklıkta küçük bir düşüş görülebilir.

         Cemre, Biruni’ye göre, sıcaklığın yeryüzünün karnından yukarı doğru yükseldiği belli günler olmasından dolayı cemre denilmiştir. Yine bir başka tespitine göre, güne kütlesinden yayılan sıcak havanın soğuk havayla yer değişmesidir.

         Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğüne göre cemre, Şubatın 21, 28 ve Martın 7 sinde havaya, suya ve toprağa düşüp bunları ısıttığına ihtimal verilen hadise için kullanılan tabir olarak belirtilir. Nevsal-i Ragıp'ta “Cemreler” başlıklı yazıda (birinci sene, 1324 s.: 195) Ahmet Rasim Bulüg-ul-ereb'in üçüncü cildinden tercüme ettiği kayıtlarda şu şekilde ifade eder: “Cemre ve dönemleri hakkındaki rivayetler üç kısma ayrılır. Bunun ikisi ananelere göre yapılmıştır:

         [Bazı rivayetlere göre Arapların bir kısmı çok soğuk dönemlerde mağaralara girerler ve kendileriyle birlikte koyun, inek, öküz ve sair hayvanları da yanlarına alıp kendilerine bir mevki tayin ettikleri gibi hayvanları için de yerler tahsis ederek ateş yakarlardı. Soğuğun azaldığını hissettikleri zaman sıra ile söndürürlerdi. İşte böylece “sukut-u cemerat” tabir ettiler ve her birine de “sukut-u cemre” dediler].

         [Diğer bir deyişe göre Çin zenginlerinden bazıları soğuğun şiddetli zamanlarında evlerinde üç soba ve ocak yakarlar, soğuk kırıldıkça sobaları birer birer söndürürlerdi. Buna da sukutu cemerat denilirmiş. Bu tanımdan dolayı cemrelerin düşmesi tabiri, hava, toprak ve suda soğukluk şiddetinin kırılmasını ifade etmektedir. Bana kalırsa bu uzak bir ihtimaldir, çünkü sukut-u cemerat tabiri Arap tabiridir. Çinlilerin adetleri o dönemlerde Araplar arasında bilinmiyordu].

         [Bazı eserlerde belirtildiği üzere cemre üç yıldızdan ibarettir. Bunlar sıra ile tarf, hen'a ve cephe yönündedir. Birinci tarf yıldızlarından se’sü’l-hayye, ikincisi hen’a yıldızlarından zirâü’ş-Şamî, üçüncüsü cebhe yıldızlarından kalbü’l-esed adındaki yıldızdır. Bunlara cemre denilmesinin sebebi parlak ve bir çeşit kırmızılığa meyilli olmalarıdır. Düştüğü denilmesi de guruba meyilleri anlamındadır. Şöyle ki, Şubatın yedinci günü (miladi 21), güneşin doğumundan öğleye kadar olan vakitte guruba temayül edince suda ısınma meydana gelir. Şubatın on dördüncü (miladi 28) sabahında guruba başlayınca havada ısınma belirtileri görülür. Şubatın yirmi birinci (miladi Mart 7) burç vakti toprakta ısınma meydana gelirmiş. Bu nedenle ilkine “cemre-ül-ma”, ikinciye “cemre-ül-hava”, üçüncüsüne de “cemre-üt-türab” denilmiştir]”.

         Anadolu’nun kimi yörelerinde cemreye “Cemile”, “Cemle”, “Cemile Hanım” denildiğide bilinir. Cemrelerin düşüşünde yağış olursa o yılın yağışlı ama bereketli bir yıl olacağına inanılır.

         Kaynağı konusunda yukarıda belirtilenlerden başka rivayetlerde anlatılır. Biri Arap inanışından, diğeri Anadolu inanışından iki rivayet: “…Göçebe kuzey Arap kabileleri yazın yüksek ve serin vahalarda, kışın kuytu ve havası sert olmayan yerlerde yaşarlarmış. Kışın geçirileceği yerde, kabilenin bütün çadırları birleştirilerek uzun ve büyük bir çadır oluşturuyorlarmış. Çadırın üç bölümü bulunuyormuş. Kapıya yakın bölümde deve, at, kısrak ve diğer büyük baş hayvanlar, ikinci bölümde koyun, keçi gibi küçükbaş hayvanlar, üçüncü ve en orta bölümde insanlar yerleştirilirmiş. Çadırı ısıtmak için her üç bölümün en uygun yerine üç ayrı ateş yakılırmış. Bu üç ateş kış boyunca söndürülmezmiş. 20 Şubat günü, büyükbaş hayvanların olduğu bölümdeki ateş söndürülürmüş. Araplar buna “sakatel cemretül ulâ yani “birinci cemre (ateş) düştü” derlermiş. 27 Şubatta küçükbaş hayvanların olduğu bölümün ateşi söndürülürmüş. Buna da Araplar “sakatel cemretüs saniye” yani “ikinci cemre düştü”, derlermiş. 6 Mart günü ise insanların bulunduğu bölümdeki ateş söndürülürmüş. Buna ise Araplar “sakatel cemretül salise” yani “üçüncü cemre düştü” derlermiş. Bu üç ateş söndürüldükten sonra ortak çadır sökülerek eski tek tek aile çadır düzenine geçerler yahut göç ederlermiş”.

         Tokat yöresinde anlatıldığı üzere “Cemre gökte yaşayan yiğit bir delikanlıymış. Uzaktan gördüğü dünyaya karşı merak duymaya başlamış. Havaya düşmüş. Toprak ananın kızlarından birine âşık olmuş. Suya düşmüş, yıkanmış ve temiz olduktan sonra, toprağa düşmüş ve sevgilisine kavuşmuş”.

         Yine halk inanışına göre, “Üçüncü cemrenin düştüğü akşam, poyraz rüzgârı ile lodos rüzgârının kavga ettikleri kabul edilir. O gün ikindi vaktinden sonra, hangi rüzgâr eserse o galip gelmiş sayılır. Poyraz fazla eserse kış mevsiminin uzayacağına, lodos fazla eserse bahar günlerinin çabuk geleceğine” inanılır.

         Cemre sanıldığı ve açıklandığı üzere güneş ışınları atmosferi doğrudan ısıtmaz; yer yüzeyi, güneş ışınlarını yutarak önce kendi ısınıp, sonra atmosferi ısıtır. Açık bir günde, atmosferin alt tabakasından geçen güneş enerjisi, yer yüzeyi tarafından yutulur ve yer yüzeyi ısınır. Yüzeydeki hava ısındıkça, yüksekteki havadan daha az yoğun hale gelerek ısınan hava yükselip daha soğuk olan hava çöker. Yükselen hava genişleyip soğur; su buharı, bulut damlacıkları şeklinde yoğunlaşarak, hal değişim ısısından dolayı, havanın ısınmasını sağlar. Bu sırada dünya karbondioksit ve su buharı tarafından yutularak tekrar yayılan, kızılaltı ışınlarını yayar. Gazların yoğunluğu dünya yüzeyinde daha az olduğundan, yutma işleminin büyük bir kısmı yüzeye yakın katmanlarda gerçekleşir, dolayısıyla atmosferin alt tabakaları aşağıdan yukarıya doğru ısıtılmış olur.

         Cemrelerin düşüş sıralamasında önce hava ısınıyormuş gibi görünse de hava doğrudan güneş ışınları ile ısınmaz. Güneşten gelen ışınlar önce yeri ısıtır, yerden yansıyan ışınlar da havayı ısıtır. Aksi olsaydı yükseldikçe, dağların tepesine çıkıldıkça, güneşe yaklaşıldığı için havanın gittikçe ısınması gerekecekti. Meteorolojik olarak ısınma sıralaması toprak, hava, su şeklindedir. Cemrelerle birlikte düştüğü yerde ısınma başladığına inanılırsa da bu her zaman gerçekleşmeyebilir.

         İstanbul’da 60 yıllık dönem için yapılan bir araştırma, cemrelerin kıştan bahara geçilirken ortalama sıcaklık eğrilerinin yükselmeye başladığı dönemin başlangıcını belirledikleri ve bu dönemde mevsim normallerinin üzerindeki az yahut çok bir sıcaklık artışıyla çakıştıkları ortaya konulmuştur. Cemreler arasındaki günlerdeyse, sıcaklıklarda az da olsa bir düşüş olduğu saptanmıştır. Aynı araştırmaya göre her üç cemre dikkate alındığında, bir iki günlük farklarla bu tarihlerde %42 olasılıkla, iki cemre dikkate alındığındaysa %74 olasılıkla belirgin bir ısınma gerçekleşmektedir. Cemre inanışının benzeri Amerika Birleşik Devletlerinde “Ocak Erimesi” adıyla bilinir. Amerikan Meteorological Society'in tanımına göre; meteorolojik bir tekillik, karakteristik meteorolojiksel şartın belli bir takvim zamanında veya yakınında oluşmaya eğilim gösterir. Örneğin, “Ocak ısınması” ABD'nin kuzeydoğusunda Ocak ayının son haftalarında her yıl tekrarlanan hava olayıdır.

         Geçmişte gazetecilik mesleğine yeni başlayan muhabirlere şaka yapılarak cemrenin düşme fotoğrafını çekmeye gönderdikleri gazeteciler arasındaki hoş bir anlatıdır.

         Fıtnat Hanım’ın gazel nazım şekliyle yazmış olduğu lugaz (bilmece) türü şiirinde cemrenin havaya, suya ve toprağa düşmesini bir bilmece şeklinde kaydettiği dikkati çeker:

         “Ol nedür kim üç birâder her zaman

         Birbiri ardınca olmuşdur revân

 

         Yılda bir kerre gelirler âleme

         Makdemiyle kesb-i feyz eyler cihân

 

         Kimseler görmüş değildir yüzlerin

         İsmi vardur cismi ammâ ki nihân

 

         Birisi oldı hevâya münkalib

         Birisi âb içre tutdı âşiyân

 

         Gördi bulmuş her birisi yerlerin

         Biri dahi eyledi hâki mekân

 

         Serleri üç pâları beş anlarun

         Kıl tefekkür eyledim anı beyân.”

Nedim ise cemrenin düşmesini, gülistana gelecek olan bahar mevsimimin habercisi olduğunu söyler:

         “Cemreler her sene tâ biribirinin ardınca

         Nevbâhar erdiği müjdeyle gülistâna gelir”.

Sözü bitirirken diyelim mi? Çiğdemler açarken gönüllerimizde umutlarımız, sevdalarımız cemre olsun; taşa, toprağa, yüreğe düşsün.

Evet, düşsün...

ERGÜN VEREN
20-02-2019

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
72 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
DERGİ ARŞİVİ
İSMET BORA BİNATLI
Saat