• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
BİRHARF.BİZ
Üyelik Girişi
GÜFTELER-BESTELER
İLESAM
ÇOCUK YAZINI KULÜBÜ
BALA KİTAP TOPLULUĞU
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret16898
MAHŞERİN ESRARI / KİTAP TANITIM: SİBEL UNUR ÖZDEMİR


MAHŞERİN ESRARI

“Ruh eşim beni dinle, can’ın bana emanet.
Mahşere dek beklerim etmem hiçbir şikâyet.
Sözüm sözdür bilesin Rabbime yeminim var,
İnsanlar korkabilir bize düğün kıyamet."

Âşık Nuri Divanı


   Mahşerin Esrarı’ndan Projeyi işittiğim andan itibaren merakla ve sabırsızlıkla beklediğim bir eserdi Mahşerin Esrarı. Ve nihayet vuslat zamanı geldi ve ben bu muhteşem eseri bir solukta okuyup bitirdim. Sonra şöyle bir durdum, elimdeki kitaba baktım bir daha. Akabinde geri döndüm sayfalara ve bazı bölümlerini yeni baştan okudum. Okudukça tüylerim tek tek oldu benliğime dolan o büyük aşkı anlatan cümlelerin derinliği karşısında. Kapattım kitabı ve düşündüm sonrasında. Okuduklarımı sindirmek istediğim için sanırım. Çünkü yaşadığımız hayattan kopup bambaşka bir dünyanın içine girmiş, mistik olaylarla bezeli havayı solumuş, deruni bir aşka hatta birkaç aşka tanıklık etmiş, menfaatsiz hatta ölümüne dostluklara gıpta ile bakmış, kişinin kendisini arayış boyutunda zihninde dolaşan ve psikolojisini etkileyen düşüncelerinin yoğunluğuyla mücadele halindeyken ve bir çıkış noktası bulmak için arayışın içine düştüğünde belki de hayata tutunmaya çalıştığı bir anda nasıl olup da Çelebi Mehmet’in Süveyda’ya Mektuplar’ında ve Âşık Nuri Divanı’nda aradığını bulduğunu ve o nadide mektuplarla ve şiirlerle hayata tutunduğunu bizzat eserin kahramanları ile birlikte yaşadım diyebilirim. An olup yüreğim sızlayarak an olup iç çekerek, an olup satırların derinliğinde kaybolarak.

   

      Birbirine bir zincirin halkaları misali bağlı olan olayların akışı esnasında pek çok öykü kucaklıyor okuyucusunu. Bu olay örgülerinden biri Şeyh Galip ve Beyhan Sultan’ın vuslata ertelenen aşklarının izleri ki çepeçevre sarıveriyor okuyanı. Beyhan Sultan’ın duygu dolu mektubu, bu mektubun satırlarında kahrolup içinde yanan aşk ateşiyle bir gecede beyaza bürünüveren Şeyh Galib. Bir başka öykü ise Mehmet’in peyderpey duyduğu ”Geell!” çağrısı, eski konakta gördüğü bir siluet, içini ürperten, benliğini titreten lakin bir türlü tarif edemediği, anlamını bilemediği bir var oluş ve üzerine sinen bu ruh haliyle mücadele etmesi, bu uğurda kat ettiği yol ve sonunda kabuğundan çıkarak kendini bulması, özüne erişmesi. Ve tabii Şeyh Galib’in Hüsn-ü Aşk’ında hayat bulan Aşk ve Hüsn’ün hikâyesi.

      Kurgunun çok katmanlı dokusunda Kız Kulesi’ne ve Galata Kulesi’ne gizlenmiş hatıralar, Topkapı Sarayı, III. Selim ile birlikte Saray’a uzanan ince, uzun bir yol ve o yolda esrara bürünerek mahşere revan olan büyük bir aşkın hikâyesi, Mahşerin Esrarı.

      Çelebi Mehmet, Âşık Nuri, Parmaksız Halis, Bekir, nur yüzlü dede bu hikâyede karşınıza çıkacak olan diğer roman kahramanları.

      Olayların, ruh hallerinin, mekânların, mistik tınıların itinalı betimlemeleri, su misali akıp giden, okuyucuyu yormayan cümleler, nakletmek istediği konuyu dallandırmadan, budaklandırmadan anlatmayı tercih eden ve hemen okuyucusuyla buluşturan, anlam karmaşasından uzak bir üsluba rastlanıyor Mahşerin Esrarı’nda. Dil oldukça sade, akıcı ve anlaşılır. Öte yandan; kelimelerin, soyut ya da somut mazmunların zenginliği dikkat çekiyor. Ve roman içinde anlatılan olayların kıssadan hisse çıkarılacak öykülerle süslenmesi hoşluk katıyor ve duyguyu varsıllaştırıyor. Düz cümlelerin yanı sıra devrik cümlelere de yer verilmesi cümlelerin akışına bir ritim, bir melodi, bir ahenk, bir başkalık, bir hoşluk serpiyor bulutlardan henüz düşmeye hazırlanan çise edasıyla.

      Mahşerin Esrarı’nda edebiyat dünyasındaki iki önemli şahsiyetin imzalarını görüyoruz, Mehmet Nuri Parmaksız’ın ve İlhan Akın’ın. Kelebek Ömrü, Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği ve Ağıt-Destanlar, Şiir-Kültür ve Edebiyata Dair Denemeler, Kelebek Ömrü ve Süveyda’ya Mektuplar isimli eserleri ile tanınan Parmaksız’ın ilk romanı olma özelliğini de taşıyor Mahşerin Esrarı.

      Mahşerin Esrarı şiirlerle bezeli. Belki de aşk en iyi şiirlerle anlatıldığı için yazarların bu seçimi, şiir-nesir arası bir üslup kullanmaları ve tasavvuftan, divan edebiyatından ve felsefeden beslenmeleri.

      “Gerçekten de mahşere ertelenebiliyor mu vuslat? İnsan nefsine engel olmakta, duygularına gem vurmakta başarılı olabiliyor mu ve aradığı şeyin aslında kendisinde olduğunu idrak edebildiğinde mi gerçek huzura erişebiliyor?” sorularına cevap arıyorsanız doğru adrestesiniz yani Mahşerin Esrarı’nda. Akçağ Yayınlarından çıkan Mahşerin Esrarı’nın kapak tasarımı Kenan Bıyıklı, sayfa düzeni Emel Yalçın tarafından hazırlanmış.

      Aşk yarasından damlayan kanın rengini anımsatan kırmızı renginin alacalı renkleri hâkim kitabın kapağına. Hem Mehmet (Esrar Dede) hem Şeyh Galib hem de Beyhan Sultan için aşklarının yegâne somut hatırası olan bir imge, bir yüzük de yer alıyor kitabın ön yüzünde. Eski zamanlardan kalma varak bir çerçevenin içine sığdırılan Beyhan Sultan ve Şeyh Galib ile bütünleşerek tek vücut olan Kız kulesi ve Galata kulesi hicran dolu gönüllerine rağmen yine de gülümsemeye çalışıyorlar okuyucusuna. Onlar ki rahmetli Barış Manço’nun şarkısındaki kol düğmeleri kadar uzaklar mesafeler araya girdiğinde üstelik akşam olduğunda da kavuşamıyorlar düğmeler gibi. Lakin mesafelerin hükmü yoktur gerçek sevgide. Asıl olan gönülden gönüle kurulan köprüdür, yansıyandır aynadan karşıdakine. Romanda bahsi geçen o kısa ama oldukça anlamlı öykü de anlatılan duvar ustasının günlerce parlattığı duvara Çinli ressamların nakşettiği figürlerin yansımasına benzer yürekten yüreğe ilmek ilmek işlenen aşk.

      Aşkın yürüyüp gittiği, aşk- vuslat- hicran üçgeninde çaresizliğin çözümünün mahşere ertelendiği, diğer taraftan da Topkapı Sarayının ihtişamlı gözleriyle sizi büyüleyerek ve hatta gözlerini, gözlerinizden ayırmadan anlatmaya başladığı nihan dolu bir aşk hikâyesi henüz kitabın kapağını kaldırmadan kucaklayıveriyor sizi ve davet ediyor çatısı altında sakladığı 223 sayfada yıllar, yıllar öncesine yolculuk yapmaya, satırların arasında varlığı - yokluğu hissetmeye, özümsemeye.

      Öyle derin cümleler var ki Mahşerin Esrarı’nda. Durup düşünülecek, üzerinde kafa yorulacak ve dönüp tekrar okunacak. Beni etkileyen cümlelerin hepsini buradan paylaşmam mümkün olmasa da hiç değilse birkaçını paylaşmak istiyorum sizlerle.

      “Beklenenin hayalini kurmak ve kavuşmanın sıcaklığını hissetmek, insanın kimyasını bozuyordu işte böyle. Vuslat ve hicran… Her şey zıddıyla değer kazanır.” …..

      “Görünenden, görünmeyene…

      Bilinenden, bilinmeyene… 

      Peki bilinenden bilinmeyene giden yol gözün ve gönlün basiret denen tasdikine muhtaç değil mi? Peki erenler yolunda yer bulan aşk, varlığı var eden, yokluğu yok eden değil mi?
      Sözün özü Süveyda… Aşkın, sonsuz gerçeğe uzanan yolculuğunda anladım ki seni de, beni de bir Yaradan var. Seni benim gözümden seyreden var. Aşkıma dair duygu ve hayallerimi yazan ben olsam da, bunları bana yazdıran var.” …..

      “Süveyda, Esrar Dede’nin ta kendisiydi. Ya da Esrar Dede, Süveyda’nın ta kendisi… Yıllarca peşine düştüğü şey, içinde sakladığı ben’di onun. Süveyda da oydu, o da Süveyda…”


Mahşerin Esrarı’ndan... 

KİTAP İSTEME ADRESİ:

AKÇAĞ Basım Yayım Pazarlama A.Ş. Tuna Cad. No. 8/1 Kızılay-Ankara
Tel: 0 312 432 17 98 – 433 86 51
Faks: 0 312 432 28 52 ve tüm kitapçıların yanı sıra;
"www.akcag.com.tr"
"akcag@akcag.com"
"www.kitapyurdu.com"
"www.idefix.com"
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      36 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
DERGİ ARŞİVİ
İSMET BORA BİNATLI
SİBEL UNUR ÖZDEMİR
ERGÜN VEREN
SONGÜL DÜNDAR
Saat
Anket
SİTEMİZİ NASIL BULUYORSUNUZ